Logo

AFAD’ın “Geç Kalanlar” Fotoğraf Sergisi Sanatseverlerle Buluştu Etkinlikler

Fotoğrafçılık / Portföy

AFAD Fotoğraf Atölyesi Sergiyle Sonuçlandı: “Geç Kalanlar” Yoğun İlgi Gördü

Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği’nin (AFAD) yılın son sergisi sanatseverlerle buluştu. AFAD Fotoğraf Atölyesi’ni başarıyla tamamlayan kursiyerlerin eserlerinden oluşan “Geç Kalanlar” Fotoğraf Sergisi, dün akşam düzenlenen açılışla izleyiciyle buluştu.

Atölye sürecinin final etkinliği olarak gerçekleştirilen sergi, 100. Yıl Çırçır Sanat Merkezi’nde yoğun katılım ve ilgiyle açıldı.

Açılış konuşmasını yapan AFAD Başkanı Murat Tahiroğlu, sanata ve fotoğrafa verilen önemin altını çizerek, atölye sürecine katkı sunan eğitmenlere ve katılımcılara teşekkür etti.

Ardından söz alan atölye sorumlusu Günaydın Gündeş ise serginin kavramsal çerçevesini aktararak, “Geç Kalanlar” temasının bireyin kent yaşamı, zaman ve yalnızlıkla kurduğu ilişkiyi fotoğraf aracılığıyla sorguladığını ifade etti.

Programın son konuşmasını yapan  atölye danışmanı Ertuğrul Ay, bir yıllık üretim sürecine değinerek, fotoğrafın yalnızca teknik bir disiplin değil, aynı zamanda güçlü bir ifade ve düşünme biçimi olduğunu vurguladı.

Konuşmaların ardından fotoğraf atölyesine katılan 24 kursiyere sertifikaları, proje sorumlusu Günaydın Gündeş tarafından takdim edildi.

Yoğun ilgi gören sergi, izleyicilerden büyük beğeni topladı. Sanatseverler, ortaya çıkan üretim sürecini ve fotoğrafların anlatım gücünü ilgiyle takip etti. Etkinlik, katılımcılar ve izleyicilerden olumlu geri dönüşler aldı. Sergi beş gün boyunca ziyaret edilebilecek.

Atölye kursiyerleri:
Emre Kuran, Mehmet Emin Özdemir, Mahmut Altun, Melisa Peksoy, Çiler Çalatlı, Semiha Dostlar, Elif Adaklı, Aslı Kınalı, Ahmet Yalçındağ, Yasemin Yağmurcu, Mehmet Ayan, Meral İkikardeş, Gülbin Aka, Emel Umur, Ayfer Pazarbaşı, Zümrüt Cebel, Altan Dağyıkan, Fatma Bolat, Çiğdem Eraslan, Gülbeyaz Gencer, Necla Mönür, Memduh Akgöz, Sinem Yetiker, Murat Karademir.

 

Atölye sorumlusu Sayın Günay Gündeş'in konuşma metni : 

Merhaba sevgili dostlar,
Buraya gelerek bizi onurlandırdınız, teşekkür ederim.
Proje danışmanı Ertuğrul Ay,dernek başkanımız Murat Tahiroğlu ve Ahmet Yalçındağ’a ve katkı sunan herkese teşekkür ederim.

Modernizme göre…
İnsan, aklını kullanarak teknolojiyi geliştirerek doğanın zenginliklerinden faydalanacak ve daha mutlu, daha ahlaklı ve daha medeni bir hayat sürecektir. 

Modernizm, ilerleme vaadiyle şehirleri büyüttü; zamanı hızlandırdı, hayatı ölçülebilir ve yönetilebilir hâle getirdi. Kent yaşamı, bireyi kalabalıklar içerisinde yalnızlaştırdı; hatta kimliksizleştirdi. İlerleme denile şey, insanın iç dünyasında koca bir boşluk yarattı. Hız, bireyin iç sesini bastırdı; kalabalıklar yalnızlığı daha da derinleştirdi.

19. yy da sanatçılar, modern şehrin gürültüsünden uzaklaşıp doğaya yöneldiler. Doğa; hızın karşısında dinginliği, kalabalıkların karşısında bireyselliği ve insanın temel varoluşunu hatırlatan bir alan sundu. 

Empresyonistler, nesneleri olduğu gibi betimlemekten çok, anın ruhunu, ışığın titreşimini ve geçiciliği yakalamaya çalıştılar. Onlar için doğa, nesnel bir gerçeklikten çok, anlık bir algıydı. Ancak empresyonizm hâlâ dış dünyaya bakıyordu; görünenin, ışığın ve anın peşindeydi.

Post-empresyonist sanatçılarla birlikte bakış yönü değişti. Van Gogh, Gauguin ve onların kuşağı için artık mesele yalnızca görmek değil; hissetmekti. Doğa, bir kaçış alanı değil; sanatçının iç dünyasının yansımasına dönüştü. Van Gogh’un titreşen fırça darbeleri, modern hayatın insan ruhunda yarattığı sarsıntının açık bir ifadesiydi.

Postmodern çağ dediğimiz günümüzde ise şehirler daha da büyüdükçe kalabalıklar arttı beraberinde kaos ve karmaşa da… Gürültü, trafik, ekonomik etkenler, çarpık kentleşme, alt yapı noksanlığı gibi gibi… Bunun dışında teknolojinin gelişimi ile kentler ekranlarla, imgelerle ve bilgi gürültüsüyle örülmüş durumda. İnsan sürekli akan görüntü, algoritma ve tüketim çağrılarının içinde kayboluyor. Ne daha ahlaklıyız ne de daha mutlu… Hele zenginlikten hiç bahsetmeyelim.

Yalnızlık fiziksel bir durum değil; yapısal bir hâl. Kimlikler parçalı; geçici; hele derinlikli hiç değil. Bakıyoruz ama görmüyoruz. Hızlanıyoruz ama hiçbir yere varamıyoruz. 
Teknolojiyle beraber ne yapacağımızı bilemez halde kocamann bir boşluğun içinde dönenip duruyoruz. Kaygılarımız arttı, gerçeklik algımız kayboldu, simülatif bir dünyadayız sanki. Hiçbir şey ve hiç kimse için vaktimiz yok. 

Şöyle durup nefes alacağımız, bir ES vereceğimiz, ne geçmiş ne de gelecek… yer mekan ve zaman algısı olmadan, sadece o an… ruhun huzur bulduğu o an.